Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi 16.01.2024 T. 2023/2270 E. 2024/42 K.
ÖZET: Somut olayda Dairemizce istinaf dilekçesi süreden reddedilmiş ise de davacı vekilinin hakim tarafından tefhim edilen iki haftalık süre içinde istinaf yoluna başvurduğu belirtilmiş, Bu sürenin genel hükümler çerçevesinde belirlenen ve Kanunda yazılı olan bir süre olduğu ve hakimin tavrının tarafın yanılmasına sebep olabilecek mahiyette bulunduğuna değinilmiş, Sonuç olarak Dairemizin, 03.10.2019 tarih, 2019/2030 E., 2019/1503 K., sayılı istinaf dilekçesinin süre yönünden reddine ilişkin kararının bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda; Dairemizin 03.10.2019 gün 2019/2030 E., 2019/1503 K. sayılı kararında direnilmesine, HMK m. 346 ve 352/1.b.c gereğince, davacı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine, şeklinde karar verilmiş olup, Dairemizin 18.01.2022 tarih ve 2021/2150 Esas, 2022/18 sayılı bu kararının davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay’a gönderildiği ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.10.2023 tarih ve 2022/6-480 Esas 2023/997 Karar sayılı kararıyla Dairemiz kararının bozulmasına karar verdiği görülmüştür. Dava, iflas yolu ile adi takipte itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir. Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re’sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1,b,1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
(2004 S. K. m. 158, 164) (6100 S. K. m. 346, 352)
Dairemizin 18.01.2022 tarih ve 2021/2150 Esas, 2022/18 sayılı kararının davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay’a gönderildiği ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.10.2023 tarih ve 2022/6-480 Esas 2023/997 Karar sayılı kararıyla Dairemiz kararının bozulmasına karar verdiği görülmüştür.
Dairemizce Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373’üncü maddesinin 3 numaralı fıkrası uyarınca duruşma açılmakla taraflarca sunulan beyan ve dilekçeler ile tüm dosya kapsamı incelendi;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ:
Davacı vekili, müvekkili ile dava dışı ……A.Ş. arasında gayrimenkul satış vaadi ve inşaat yapım sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme kapsamında belirlenen satış bedeli olan 1.500.000 ABD Dolarının tamamının davacı tarafından öngörülen vadelerde ödendiğini ve yükümlülüklerinin tamamının eksiksiz olarak ifa edildiğini, sözleşme uyarınca, sözleşme imza tarihini takip eden 30 ay sonunda bağımsız bölümün teslim edileceğini, sözleşme ile belirlenen teslim tarihinin 12.05.2015 olduğunu, taşınmazın halen tamamlanmadığını ve müvekkiline teslim edilmediğini, müvekkili tarafından Ankara 15. İcra Dairesinde iflas yolu ile adi takip başlatıldığını ancak davalı tarafça haksız şekilde itiraz edildiğinden takibin durduğunu, cezai şart talep ettiklerini, müvekkilinin alacağının icra takibinde talep edilen bedellerden daha fazla olmasına rağmen kısmi bir talepte bulunulduğunu, buna rağmen davalının haksız itirazda bulunduğunu ileri sürerek, müvekkilinin alacağının temini için öncelikle itiraz ve def’ileri varit olmayan borçluya İİK’nun 158. maddesine uygun olarak takip konusu borç ve ferilerini açıkça gösteren bir depo emri tebliğ edilmesine, muhafaza tedbirlerinin alınmasına, sözleşmeye dayalı cezai şart alacaklarını ödemeyen ve iflas yolu ile adi takibe karşı haksız olarak itiraz eden borçlunun itirazının kaldırılmasına ve iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile dava dışı ……A.Ş. arasında düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve inşaat yapım sözleşmesi imzalandığını, sözleşme incelendiğinde görüleceği üzere sözleşmeyi …’in satıcı, müvekkili şirketin ise kefil sıfatıyla imzaladığını, davacı tarafından daha önce teslimde gecikme yaşandığı iddiası ile gönderilen ihtarnamelere verilen cevaplarda taleplerin haksızlığının izah edildiğini, davacının açtığı ve halen derdest olan başka bir dava olduğundan iflas yolu ile takip yapmasında ve bu davayı açmasında hukuki yararı bulunmadığını, … aleyhine de İstanbul 26. İcra Müdürlüğü’nün 2018/16845 esas sayılı dosyasından iflas yoluyla adi takip başlattığını, müvekkili şirket yönünden davaya ve iflas yoluyla ödeme emrine konu edilen sözleşmedeki kefaletin geçerli bir kefalet olmadığını, başta inşaatın durdurulması kararı olmak üzere mücbir sebeplerden kaynaklanan tüm gecikmelerin bağımsız bölümün teslim süresine eklendiğinde iflas yoluyla adi takip tarihi itibariyle teslimde bir gecikme yaşanmadığının anlaşılacağını, müvekkili şirketin mali tablosu itibariyle iflasını gerektirir bir ekonomik güçlüğünün bulunmadığını savunarak, müvekkili şirket yönünden geçerli bir kefalet olmadığı için müvekkiline yöneltilebilecek bir talepte bulunulmaması, ortada muaccel ve likit bir alacağın olmaması, davacının da KDV borcunun bulunması ve alacak borç miktarının teslim sırasında kesilecek fatura ile netleşecek olması, bütün bunların yanı sıra müvekkili şirketin mali tablosu itibariyle iflasını gerektirir bir ekonomik güçlüğünün bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAH. KARARI ÖZETİ:
İlk derece Mahkemesi’nce “…Yapılan yargılama sonucunda, icra takibine konu cezai şart alacağının dayanağı olarak gösterilen gayrimenkul satış vaadi ve inşaat sözleşmesindeki kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, geçerli olmayan sözleşme gereğince alacak talebinde bulunamayacağı, davalının sözleşme gereğince sorumluluğunun bulunmadığı bu nedenle ödeme emrine yaptığı itirazında haklı olduğu kanaatine varılmakla davacının sabit olmayan davasının reddine…” şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF DENETLEMESİ VE YARGITAY BOZMASI:
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 03.10.2019 tarih ve 2019/230 E. 2019/1503 K. sayılı kararı ile:
- İcra ve İflas Kanunu’nun 164’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre iflas davaları sonucunda verilen kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği,
- Eldeki dosyada kararın davacı vekiline 07.07.2019 günü tebliğ edildiği ve istinaf dilekçesinin adı geçen tarafından yasal on günlük sürenin dolmasından sonra 18.07.2019 günü kayda alındığı,
- Bu nedenle davacı vekilinin istinaf dilekçesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 346 ve 352/1-c düzenlemesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle “istinaf dilekçesinin reddine” karar verilmiştir.
Dairemiz kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 11.11.2021 tarih ve 2021/818 Esas 2021/1398 Karar sayılı kararında:
- Anayasa Mahkemesi’nin 26.02.2015 tarih ve 2013/3954 Başvuru sayılı kararından alıntılar ve anılan mahkemenin 02.10.2013 günlü (B. No: 2013/1718) kararının 27 numaralı paragrafına atıf yapılmış,
- Anayasa Mahkemesi kararı ile mahkemelerce yasa yolu sürelerinin yanlış yazılması nedeniyle tarafların yanıltılması halinde hak ihlalinin oluştuğuna karar verildiği ancak tazminat istemlerinin “hak ihlalinin bu aşamada Yargıtay’ca giderilmesinin mümkün bulunduğu” gerekçesiyle reddedildiği; bu gerekçenin mahkemeler tarafından yasa yolu bakımından yanıltılan tarafın belirlenen süre içinde yasa yoluna başvurulması halinde yasa yolu denetimi yapan mahkemenin istinaf veya temyiz incelemesi yapması gerektiği sonucunun ortaya konulduğu vurgulanmış,
- Somut olayda Dairemizce istinaf dilekçesi süreden reddedilmiş ise de davacı vekilinin hakim tarafından tefhim edilen iki haftalık süre içinde istinaf yoluna başvurduğu belirtilmiş,
- Bu sürenin genel hükümler çerçevesinde belirlenen ve Kanunda yazılı olan bir süre olduğu ve hakimin tavrının tarafın yanılmasına sebep olabilecek mahiyette bulunduğuna değinilmiş,
- Sonuç olarak Dairemizin, 03.10.2019 tarih, 2019/2030 E., 2019/1503 K., sayılı istinaf dilekçesinin süre yönünden reddine ilişkin kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Dairemizce bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda; Dairemizin 03.10.2019 gün 2019/2030 E., 2019/1503 K. sayılı kararında direnilmesine, HMK m. 346 ve 352/1.b.c gereğince, davacı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine, şeklinde karar verilmiş olup, Dairemizin 18.01.2022 tarih ve 2021/2150 Esas, 2022/18 sayılı bu kararının davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay’a gönderildiği ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.10.2023 tarih ve 2022/6-480 Esas 2023/997 Karar sayılı kararıyla Dairemiz kararının bozulmasına karar verdiği görülmüştür.
Dava, iflas yolu ile adi takipte itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir.
Dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re’sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1,b,1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:
Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-HMK m. 353/1,b,1 gereğince; Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/580E., 2019/497K. sayılı dava dosyasında verdiği 22.05.2019 tarihli kararına yönelik davacı vekilinin İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE.
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL’den peşin olarak yatırılan 44,40 TL’nin düşümü ile kalan 383,20 TL’nin davacıdan alınarak Hazine’ye gelir kaydına
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan avansın karar kesinleştiğinde gideri içerisinden karşılanarak iadesine.
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 10.200,-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-HMK m. 359/4 gereğince kararın taraflara resen tebliğine; tebliğ, harç tahsil müzekkeresi yazılması ve gider avansı iadesi işlemlerinin Dairemiz tarafından yapılmasına.
16.01.2024 tarihinde, duruşmalı yapılan inceleme sonucunda, davacı vekili Av. …. ile davalı vekili Av. …. ‘ın yüzlerine karşı, İİK’nin 164 ncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde, kararı veren bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine yahut temyiz edenin bulunduğu yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilebilecek bir dilekçe ile Yargıtay nezdinde TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.