Yargıtay HG. Hukuk Genel Kurulu 10.11.1999 T. 1999/2-887 E. 1999/932 K.
ÖZET: Davada maddi tazminata hükmolunabilmesi için kadının tamamen kusursuz, yoksulluk nafakasına hükmolunabilmesi için kocadan daha fazla kusurlu olmaması gerekir. Oysa ki kadının tam kusurlu bulunduğundan Medeni Kanun’un 143/1 ve Medeni Kanun’un 144. maddesi koşulları oluşmaz. Bu nedenle maddi tazminat ve yoksulluk nafkası istemlerinin reddi gerekir.
(743 S. K. m. 134, 143, 144)

Dava: Taraflar arasındaki “boşanma, nafaka, maddi ödence” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 3.12.1998 tarih ve 1998/70-790 sayılı kararın incelenmesi, davacı karşı davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 27.4.1999 tarih ve 1999/2531-4245 sayılı ilamı ile; (… Kadının ve çocukların kocayı döverek evden attıkları anlaşılmaktadır. Kocaya yükletilecek bir kusur sabit olmamıştır.

Bilindiği gibi genel boşanma nedeniyle ilgili Medeni Kanun’un 134. maddesinin eski şeklinde (ifadesinde) şiddetli geçimsizliğe ilişkin boşanma davası, ilke (unsur) olarak doğrudan kusura dayanmıyor görünse de ikinci fıkrası ile dava hakkını kusuru olmayan ya da daha az olan tarafa tanımak suretiyle kusuru gizli bir unsur haline getirmiştir. Nitekim ilk bakışta dava hakkına yönelik görünse de söz konusu 134. maddenin eski biçiminde, kusura ilişkin hükmün böylesine “katı bir tarzda uygulanması şikâyetlerin odak noktasını teşkil etmiştir” (3444 sayılı kanunun hükümet tasarısı 4. madde gerekçesi). İşte bu ve benzer düşüncelerle 3444 sayılı kanun, Medeni Kanun’un 134. maddesini değiştirirken kusur unsurunun oşanmada yarattığı güçlüğü önemli ölçüde hafifletmiş; kusur yerine evlilik birliğinin onarılmaz bir biçimde sarsılmasına önem vermiş, özetle kusurlu eşe de dava açma hakkı tanımıştır.

Ne var ki, bu değişikliği tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek geremektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Medeni Kanun’un 134. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (MK mad. 134/2).

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonucu ulaşılması tamamen davalı-davacı Ş.’nin tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, kocaya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle Ş.’nin isteğinin reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak boşanma temyiz edilmediğinden, bu yön bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa işaret olunmakla yetenilmiştir.

Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasından temyize gelince; bu davada maddi tazminata hükmolunabilmesi için kadının tamamen kusursuz, yoksulluk nafakasına hükmolunabilmesi için kocadan daha fazla kusurlu olmaması gerekir. Oysa ki kadının tam kusurlu bulunduğundan Medeni Kaun’un 143/1 ve Medeni Kanun’un 144. maddesi koşulları oluşmaz. Bu yön göz önünde tutulmadan maddi tazminat ve yoksulluk nafakasına hükmolunması doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak, dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Temyiz Eden : Davacı-karşı davalı vekili.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 10.11.1999 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi.